2 Zilkade 1447 - Yevmu'l-Ehad
istanbul| ... : 00:00:00
Hoş Geldiniz!
Giriş Üye Ol
Süreler

Kalem Suresi سُورَةُ القَلَمِ

Mekke52 AyetSayfa 1/2
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ نٓ ۚ وَٱلْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ
"nûn. velḳalemi vemâ yesṭurûn."
Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin.
2
مَآ أَنتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍۢ
"mâ ente bini`meti rabbike bimecnûn."
Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin.
3
وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍۢ
"veinne leke leecran gayra memnûn."
Doğrusu sana kesintisiz bir ecir vardır.
4
وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍۢ
"veinneke le`alâ ḫulüḳin `ażîm."
Şüphesiz sen büyük bir ahlaka sahipsindir.
5
فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ
"fesetübṣiru veyübṣirûn."
Hanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.
6
بِأَييِّكُمُ ٱلْمَفْتُونُ
"bieyyikümü-lmeftûn."
Hanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.
7
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِٱلْمُهْتَدِينَ
"inne rabbeke hüve a`lemü bimen ḍalle `an sebîlih. vehüve a`lemü bilmühtedîn."
Doğrusu senin Rabbin, yolundan sapıtanları çok iyi bilir; O, doğru yolda olanları da çok iyi bilir.
8
فَلَا تُطِعِ ٱلْمُكَذِّبِينَ
"felâ tüṭi`i-lmükeẕẕibîn."
Bundan böyle, yalanlayanlara itaat etme;
9
وَدُّوا۟ لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ
"veddû lev tüdhinü feyüdhinûn."
(Onlar sana indirilen ayetlerden beğenmediklerini bırakman suretiyle senin) kendilerine yumuşak davranmanı isterler; böyle yapsan, onlar da seni över, yumuşak davranırlar.
10
وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍۢ مَّهِينٍ
"velâ tüṭi` külle ḥallâfim mehîn."
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
11
هَمَّازٍۢ مَّشَّآءٍۭ بِنَمِيمٍۢ
"hemmâzim meşşâim binemîm."
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
12
مَّنَّاعٍۢ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ
"mennâ`il lilḫayri mü`tedin eŝîm."
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
13
عُتُلٍّۭ بَعْدَ ذَٰلِكَ زَنِيمٍ
"`utüllim ba`de ẕâlike zenîm."
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
14
أَن كَانَ ذَا مَالٍۢ وَبَنِينَ
"en kâne ẕâ mâliv vebenîn."
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
15
إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ
"iẕâ tütlâ `aleyhi âyâtünâ ḳâle esâṭîru-l'evvelîn."
Ayetlerimiz ona okunduğu zaman: "Öncekilerin masalları" der.
16
سَنَسِمُهُۥ عَلَى ٱلْخُرْطُومِ
"senesimühû `ale-lḫurṭûm."
Onun havada olan burnunu yakında yere sürteceğiz.
17
إِنَّا بَلَوْنَٰهُمْ كَمَا بَلَوْنَآ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا۟ لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ
"innâ belevnâhüm kemâ belevnâ aṣḥâbe-lcenneh. iẕ aḳsemû leyaṣrimünnehâ muṣbiḥîn."
Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi.
18
وَلَا يَسْتَثْنُونَ
"velâ yesteŝnûn."
Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi.
19
فَطَافَ عَلَيْهَا طَآئِفٌۭ مِّن رَّبِّكَ وَهُمْ نَآئِمُونَ
"feṭâfe `aleyhâ ṭâifüm mir rabbike vehüm nâimûn."
Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti.
20
فَأَصْبَحَتْ كَٱلصَّرِيمِ
"feaṣbeḥat keṣṣarîm."
Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti.
21
فَتَنَادَوْا۟ مُصْبِحِينَ
"fetenâdev muṣbiḥîn."
Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler.
22
أَنِ ٱغْدُوا۟ عَلَىٰ حَرْثِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰرِمِينَ
"eni-gdû `alâ ḥarŝiküm in küntüm ṣârimîn."
Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler.
23
فَٱنطَلَقُوا۟ وَهُمْ يَتَخَٰفَتُونَ
"fenṭaleḳû vehüm yeteḫâfetûn."
"Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı.
24
أَن لَّا يَدْخُلَنَّهَا ٱلْيَوْمَ عَلَيْكُم مِّسْكِينٌۭ
"el lâ yedḫulennehe-lyevme `aleyküm miskîn."
"Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı.
25
وَغَدَوْا۟ عَلَىٰ حَرْدٍۢ قَٰدِرِينَ
"vegadev `alâ ḥardin ḳâdirîn."
Yoksullara yardım etmeye güçleri yeterken böyle konuşarak erkenden gittiler.
26
فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوٓا۟ إِنَّا لَضَآلُّونَ
"felemmâ raevhâ ḳâlû innâ leḍâllûn."
Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler.
27
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
"bel naḥnü maḥrûmûn."
Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler.
28
قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ
"ḳâle evseṭuhüm elem eḳul leküm levlâ tüsebbiḥûn."
Ortancaları: "Ben size Allah'ı anmanız gerekmez mi, dememiş miydim?" dedi.
29
قَالُوا۟ سُبْحَٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
"ḳâlû sübḥâne rabbinâ innâ künnâ żâlimîn."
"Rabbimizi tenzih ederiz; doğrusu biz yazık etmiştik" dediler.
30
فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَلَٰوَمُونَ
"feaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetelâvemûn."
Birbirlerini yermeye başladılar.
Anasayfa Vakitler Zikirmatik