Süreler
Sâffât Suresi سُورَةُ الصَّافَّاتِ
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلصَّٰٓفَّٰتِ صَفًّۭا
"veṣṣâffâti ṣaffâ."
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
2
فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًۭا
"fezzâcirâti zecrâ."
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
3
فَٱلتَّٰلِيَٰتِ ذِكْرًا
"fettâliyâti ẕikrâ."
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
4
إِنَّ إِلَٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌۭ
"inne ilâheküm levâḥid."
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
5
رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَٰرِقِ
"rabbü-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ verabbü-lmeşâriḳ."
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
6
إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ
"innâ zeyyenne-ssemâe-ddünyâ bizînetini-lkevâkib."
Şüphesiz Biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik.
7
وَحِفْظًۭا مِّن كُلِّ شَيْطَٰنٍۢ مَّارِدٍۢ
"veḥifżam min külli şeyṭânim mârid."
Onu, inatçı her türlü şeytandan koruduk.
8
لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍۢ
"lâ yessemme`ûne ile-lmelei-l'a`lâ veyuḳẕefûne min külli cânib."
Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.
9
دُحُورًۭا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌۭ وَاصِبٌ
"düḥûrav velehüm `aẕâbüv vâṣib."
Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.
10
إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌۭ ثَاقِبٌۭ
"illâ men ḫaṭife-lḫaṭfete feetbe`ahû şihâbün ŝâḳib."
Hele bir tek söz kapan olsun; delici bir alev onun peşine düşüverir.
11
فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ ۚ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّن طِينٍۢ لَّازِبٍۭ
"festeftihim ehüm eşeddü ḫalḳan em men ḫalaḳnâ. innâ ḫalaḳnâhüm min ṭînil lâzib."
Allah'a eş koşanlara sor: Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa Bizim yarattığımız gökleri yaratmak mı? Aslında Biz kendilerini özlü ve yapışkan çamurdan yaratmışızdır.
12
بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ
"bel `acibte veyesḫarûn."
Evet; sen onlara şaşıyorsun, onlar da seni alaya alıyorlar.
13
وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ
"veiẕâ ẕükkirû lâ yeẕkürûn."
Onlara öğüt verildiğinde öğüt dinlemezler.
14
وَإِذَا رَأَوْا۟ ءَايَةًۭ يَسْتَسْخِرُونَ
"veiẕâ raev âyetey yestesḫirûn."
Bir mucize gördüklerinde onu eğlenceye alırlar.
15
وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌۭ مُّبِينٌ
"veḳâlû in hâẕâ illâ siḥrum mübîn."
"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.
16
أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
"eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemeb`ûŝûn."
"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.
17
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ
"eveâbâüne-l'evvelûn."
"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.
18
قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ
"ḳul ne`am veentüm dâḫirûn."
De ki: "Evet hem de zelil ve hakir olarak."
19
فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌۭ وَٰحِدَةٌۭ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ
"feinnemâ hiye zecratüv vâḥidetün feiẕâ hüm yenżurûn."
Tek bir çığlık. Hemen bakıp kalırlar.
20
وَقَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَا هَٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ
"veḳâlû yâ veylenâ hâẕâ yevmü-ddîn."
Şöyle derler: "Vay bize! İşte bu ceza günüdür."
21
هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
"hâẕâ yevmü-lfaṣli-lleẕî küntüm bihî tükeẕẕibûn."
Onlara: "İşte bu, yalanladığınız hüküm günüdür" denir.
22
۞ ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ
"uḥşürü-lleẕîne żalemû veezvâcehüm vemâ kânû ya`büdûn."
İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."
23
مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ
"min dûni-llâhi fehdûhüm ilâ ṣirâṭi-lceḥîm."
İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."
24
وَقِفُوهُمْ ۖ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ
"veḳifûhüm innehüm mes'ûlûn."
"Onları durdurun; çünkü kendilerinden daha da sorulacaktır."
25
مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ
"mâ leküm lâ tenâṣarûn."
Şöyle sorulur: "Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?"
26
بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ
"bel hümü-lyevme müsteslimûn."
Hayır; bugün onların hepsi teslim olmuşlardır.
27
وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَسَآءَلُونَ
"veaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetesâelûn."
Birbirlerine dönüp soruşurlar.
28
قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ
"ḳâlû inneküm küntüm te'tûnenâ `ani-lyemîn."
İleri gelenlerine: "Doğrusu siz bize sureti hakdan görünürdünüz" derler.
29
قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ
"ḳâlû bel lem tekûnû mü'minîn."
Onlar da şöyle derler: "Hayır; siz inanmış kimseler değildiniz."
30
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَٰنٍۭ ۖ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًۭا طَٰغِينَ
"vemâ kâne lenâ `aleyküm min sülṭân. bel küntüm ḳavmen ṭâgîn."
"Bizim sizin üstünüzde bir nüfuzumuz yoktu. Bilakis, azmış bir millettiniz."